4 Aralık 2016 Pazar

YETER! KIZIMIN ADINI KAMİL KOYACAĞIM

Bebeğin cinsiyetini öğrendikten sonra başladı isim arama çalışmalarım. İsimlerin anlamları, isimlerin enerjisi, soyadı ile uyumu, Fas ve Türkiye' ye uyumu bir de Fransızca, İngilizce telaffuzu gibi gibi gidiyordu bu olayın zorlukları...  Sonuçta bir ömür kimliğinde taşıyacaktı. Ne isimler koyanlar vardı, Çocuk gittiği yerde ya ismini doğru söylesinler ya da doğru yazsınlar diye mücadele ediyor veya komik kelimeye dönüşecek bir isim ise alay konusu oluyordu.

İnternetten ve kitaplardan araştır araştır derken 'CANSU ' fena gelmedi gözüme. Kensu şansu gibisinden telaffuzlar yüzünden elemek zorunda kaldım. 'HİLAL'  diye düşündüm Fas' ta erkek ismi olduğunu öğrendim o da listeden çıktı.  'MARIA' koysam. Bir çok ülkede de kullanılan bir isim dedim. Hoplaya zıplaya tuğlaları kıran bastı bacak MARIO yu hatırladım  Türkiye' ye gittiğimizde çocuk ile dalga geçerler dedim vazgeçtim. Melek koymak istesem Fas' ta 'MELEK' olarak değil 'MALAK' olarak geçiyor. Şaka gibi...

MOUNA güzel isim dedi arkadaşım. Güzel olmasına güzel de başına My koyduğunda My Mouna (maymuna) oluyor. Kayın valide KAWTAR in güzel isim olduğunu düşünüyordu Türkçe hali KEVSER. Dili dönmüyormuş ta ismi yanlış söylüyormuş gibi. Osman a da Otman diyorlar bu arada. 'EMİNE' koy dendi. Fas' ta 'Amina' diye geçiyor. Bu ismin bir de büyük harflerle yazılması vardı ki 'İ' harfi oluyor 'I'.  Bu ismi de eledim.

Bir isim bulmuşum gibi iki isim mi koysam acaba dedim ve başladım çifte araştırma yapmaya. Biri Fas ta diğeri Türkiye' de kullanılan bir isim olacaktı ama aynı zamanda birkaç ülkede daha kullanılan bir isim olmalıydı. 'ŞEBNEM'  Türk ismi, 'FARAH' Fas' lı ismiydi. 'ŞEBNEM FARAH' kulağa hoş geliyordu fakat ÇİN MALI Şebnem Ferah gibi bir izlenim bırakıyordu. İyice makaraya aldım ASLI FASLI diye düşündüm daha sonra  Aydan koyayım ikinci ismi de Nadia (okunuşuyla: Nadya) olsun, biri düzden diğeri tersten okunuşu ile  akıllara çivi gibi çakılsın demiş ve iyi gülmüştüm.

O kadar sıkılmıştım ki artık kızın adını KAMİL koyayım da kurtulayım dedim. Bir gün Fas' lı öğretmen arkadaşım ile buluştum. 'Bana bildiğin tüm Fas' lı modern kız isimlerini say dedim." Sağolsun tek tek saydı. Bazı isimler hoşuma gitti ve en son' JULIA' demesi ile "Tamam bu." dedim. İspanyolca telaffuzu teyzesinin adını (Hülya) andırıyordu.

Eşimin ailesi öğrenince pek beğenmemiş olacaklar ki telefon ile aradıklarında önce bir hatır soruyorlar sonra bir sürü isim sıralıyorlardı. Kişi kararlı olunca çok ta tınlamıyordu önerileri." İsmi belli, kesin kararımdır. Boşuna kendinizi yormayın." diyerek konuyu uzatmadan kapatmıştım.

Her ihtimale karşı bir isim daha bulmam gerekiyordu. Olur ya sorun çıkartabilirlerdi. Arkadaşım her ne kadar Fas'lı ismi dese de belki resmi kurumlar kabul etmez diyerek çok sevdiğim, eşim ve annemin de beğendiği ZEYNEP ismine karar vermiştim. Julia benim, Zeyneb ise eşimin, ailesinin ve annemin sevdiği beğendiği isimdi fakat bence de Zeynep ismi çok hoştu.

Çocuk doğdu. Ben lohusa. Eşim kimlik işlemleri için koşturuyor derken eşimden bir telefon geldi. " "Julia ismini kabul etmiyorlar," dedi. "O zaman Zeynep yazdır" dedim. "O ismi de ZİNEB yazmak istiyorlar" dedi. Gözlerimden ateş püskürdü o an. O kadar kararlıydım ki.  JULIA kızımın kimliğinde yazacaktı. "Ne yap, et o isimlerin ikisini de kabul ettir. Zineb ismini de asla kabul etmiyorum. " demem ile  telefonu kapattık. Zineb kocaman bir kadın ismi gibiydi. Allah ne verdiyse önce Zineb ismine sonra da memura giydirmiştim.

Neyse... Eşimden pek ümitli değildim. Sessiz, sakin ve uyar oğluydu. Kesin halledemez, lohusa halimle beraber koşturacağız galiba diye düşünürken  eşim yine aramıştı. "Julia ismini kabul ediyorlar fakat yanında ZEYNEB  olmak koşuluyla" dedi. Kısaca Zeynep olmuştu ZEYNEB. Buna da razıydım.

Gel gelelim eşimin ailesi kızım doğduktan sonra kızımın adını 9 ay boyunca 'ZİNEB ' olarak telaffuz etmekte ısrar etmişti. Bu nedenle olabildiğince az görüştüm. En sonunda görümcelere hediyeler verdim. Hediyeleri verirken soy sop sülaleye kızımın adının doğru telaffuzunu öğreteceklerine dair söz aldım. Çok şükür artık Zeyneb diyorlar.

Julia adını ne kadar sıklıkla kullanıyorsun? derseniz. Sanırım herkes Zeyneb diye çağırınca ağız alışkanlığı ben de çoğunlukla Zeyneb diye çağırdım fakat gönlümden geçen Julia demek. Yeni seneye girmemiz ile Julia ismi ile çağırmaya başlayacağım kısmetse.

Blog yazılarıma daha kolay ulaşmak için bilgisayardan okuyorsanız sağ üst köşede telefondan okuyorsanız yazının altında göreceğiniz  'TAKİP ET' butonuna basmayı unutmayın.

Videolar için youtube  kanalı hesabımı ziyaret edebilir, yeni videolardan haberdar olmak için abone olabilirsiniz:
 https://www.youtube.com/channel/UCMzBXiFs5rbIOgRG9GlR6ZA/videos



Okuduğunuz için teşekkür ederim
Sevda ELARABY

3 Aralık 2016 Cumartesi

KIZIM İÇİN BİR MASAL YAZDIM


ANNEYSEN, GURBETTEYSEN, BEBEĞİN KÜÇÜKSE, GAZINDAN&KAKA SORUNUNDAN İŞTE BÖYLE MASAL ÇIKAR:
KIZIM ZEYNEB JULİA İÇİN
3. Dünya ülkesi denen bir yerde bir ana kraliçe yaşarmış. Bu ana Kraliçe'nin Zeyneb julia adında bir kızı olmuş. Prenses Z.julia 2. Ayını doldurduğunda kaka yapamama sorunu başlamış. Prenses her ağladığında kraliçe kızının durumuna üzülüyormuş. Veziri çağırmış ve "Söyle tellala Ülkede ne kadar büyücü varsa saraya davet edin. Prensesin kaka sorununa çözüm bulanı mükafatlandıracağım." Demiş. Tellal ülkeye haber salmış. Bunu duyan büyücüler saraya Akın etmiş.
Bir büyücü demiş ki zeytinyağ içirin, poposuna da zeytinyağ sürün hemen kakasını yapar. Prensese zeytinyağ içirmişler, poposuna da zeytinyağ sürmüşler fakat prenses kaka yapmamış. Kraliçe "açın müziği vurun kellesini" demiş. Amanını kelle kelle altını üstünü yelle şarkısı eşliğinde büyücünün kellesi gitmiş. Diğer büyücü gelmiş "4 çay kaşığı kaynamış ılınmış su içirin kraliçem " demiş. Nafile yine kaka yok. Prenses  ıkınıyor ıkındıkça ağlıyormuş. Kraliçe çıldırmış. "Açın müziği  vurun kellesini "demiş. Saray çalışanları müzik eşliğinde dans ederken büyücünün kellesi attaya gitmiş.  Büyücüler kapıya doğru yaklaşmışlar ki kraliçe durumu aymış "kapatın kapıları" diye gürlemiş. Sıradaki büyücü gelmiş "karnına yağ ile masaj yapın" demiş. Prensesin karnına masaj yapmışlar. Prenses o biçim gaz çıkarmış fakat kaka yok. Kraliçe " vurun kellesini " demiş. " Kraliçem kaka yok fakat kakanın amca oğlu var. Prensesim gazını çıkardı rahatladı, canımı bağışlayın" demiş. O sırada prenses rahatladığı için mutluluktan gülücükler atmış. Kraliçe "tez elden salın gitsin " demiş. Büyücü kapıdan çıktığı gibi ayakları totosuna vura vura koşarak uzaklaşmış. Sıradaki büyücü Kraliçe'nin karşısında yerini almış. "Prensesin karnına sıcak tülbent koyun" demiş. Prenses sıcak tülbent ile önce mayışmış sonra gülümsemiş sonra ıkınmış. Kaka yapamayınca başlamış ağlamaya.  Sinirlenen kraliçe "açın müziği, vurun kellesini" demiş. Saray çalışanları "yine mi aynı müzik" demişler. Kraliçe "dans etmeyenin vurun kellesini " demiş. Saray çalışanları öğk öğk yapa yapa dans etmişler ve büyücünün kelle uçmuş gitmiş.
Kraliçe sormuş " elimizde büyücü kaldı mı? "1. Dünya ülkesinden geldiğini söyleyen bir adam var kraliçem" demişler. "Gelsin" demiş kraliçe yorgun bir sesle. Adam elinde Eczacıbaşı poşeti ile Kraliçe'nin karşısına gelmiş. "Kraliçem, şu elimde görmüş olduğunuz fitili prensesimizin nazik totosuna uygulayın. Hafif yağlayın ki naif bedeni zorlanmasın. 15 dk bekleyin" demiş. Kraliçe fitili uygulamış. Prenses kakasını ta sırtına kadar yapmış. Kraliçe adama dile benden ne dilersen" demiş. Adam "normalde bu fitilin bedelini Nakit, kredi kartı ile ödüyorlar fakat kıtalar aştım geldim. Bunun karşılığında  ülkenizde eczaneler zinciri açmak istiyorum, eğer ki müsaadeniz olursa kraliçem" demiş. Kraliçe "verin istediğini" diyeceğine ağız alışkanlığı "vurun kellesini" demiş. Bu masal burada bitmiş.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ELARABY

Kızım ile ilgili çektiğim videolara ulaşmak için linke tıklayınız: https://www.youtube.com/playlist?list=PLDwNqY-IZxGQucT08N-zIm01llgCkwmdD

2 Aralık 2016 Cuma

KIZIMA MEKTUP


Dünyada en sevdiğim can. Dünyalar güzeli minik çikolatam.  Zeyneb Julia.

Seni daha genç yaşımda kucağıma almayı  seninle daha erken tanışmayı şimdiki aklımla  çok  isterdim ama sanirim buna ne sen hazirmissin  ne de ben.   E bir de baban Türkiye ye  gelmekte cok geç kaldı.  Evlenmeden çocuk yapmak ta hiç kusura bakma bana göre değildi.

Senden önce 6 hafta 4 günlük bebeğimiz dünyaya merhaba demeden  veda etti.  Onun şokunu ve  üzüntüsünü atlatmam yıllarımı aldı.  Annen gibi hassas olmasan iyi edersin.  Acının içinden akıp geçmesine izin vermelisin. Bak bu Ebru teyzenin tavsiyesiydi. Çok işime yaradı. Seninde işine yarar diye yazıyorum.


Değiştiremedigin, müdahale edemediğin şeyler için üzülme. Değiştirebildigin,  müdahale edebildiğin kadarsın.  Elinden geleni yap yeter.

Güçlü  olmadigin durumlarda güçlü rolünü oynarsan tükenirsin.  Annem söylemişti dinlemedim deme sonra. 😁Hayatta yaşayarak öğrenmek kadar tecrübe ve yaşanmışlıkları dinleyip öğrenmek te vardır.  Bazen insan tek basina asamaz, çıkamaz engebeli yolları ve  yokusları. Aytaç, Hatice, Ebru teyzen gibi  candan arkadaşlar edinirsen ve  onlarla paylaşırsan  takıldığın yolları asman daha kolaylasir. Dilerim hayatına dahil edeceğin kişileri seçerken iç sesini çok iyi dinlersin.  İç  sesin seni asla yanıltmaz.


 Ağlaman gereken yerde ağlamayı   gülmen gereken yerde kahkahalarla gülmeyi sakin erteleme kızım.   İnan  hiçbiri sonsuza dek sürmüyor.  Sürekli değişim ve dönüşüm halindeler. Dengede kaldığın  sürece onların değişim ve dönüşümü  sana anlam katar senden birşey götürmez. 

Doğduğun gün aklıma geldi şimdi. Ben ameliyat olmuşum iki büklüm yatıyorum.  Seni kucağıma almak ne  mümkün.  Biraz kendime gelir gibi olduğumda Hatice teyzen seni kollarıma vermişti. Acemi anne tutusuyla seni kollarıma almıştım .

Ee Sevda hanım  Dünyaya gittin gördün.  En mutlu anın hangisiydi ?  deseler Kızımi gördüğüm an derdim. Dünyada bana verilen en güzel hediye senin annen olmak. İyi ki benim kızımsin.

Uyumlu ve anlayışlı bir kızsın.  Beni  zorladığını söyleyemem fakat
sabrı, tahammülü erken yaşlarda kaybettim. Tekrar kazandırma çalışmaları için hayatıma çok insan girdi ama hiçbiri etkili olamadı.  Tahammül ve sabrı baban ile Fas ta öğreniyorum. O iyi bir öğretmen. Pek konuşkan biri değil ama sevgi ve özür sözcüğünde cebinde akrep taşıdığını düşünürsek bu bile yeterli.

Erkekler annesine benzer kadınla, kızlar babasına benzer adamla evlenir derler.  Aman kızım diyorum 😂 sakın ha!  Susma dilinde prof olmus bir adamla yapamazsın. Sen konuskan kızsın. Şimdiden dilin pabuc gibi 😅benden sana anne tavsiyesi yine de sen bilirsin diyeyim dip not olarak😁.


Kadın olmanın zor olduğu bir ülkede dünyaya geldin. Bu ülkede yasamak benim seçimimdi fakat bu ülkede yaşlanmak gibi bir seçim yapmadım.   Bosluk biraktim doldurulmayi bekliyor. Hayatta bütün seçimlerinde yanında olacağımı bilmeni isterim.  Sen nereye ben oraya kısacası.

Pişmanlıklarında,  hatalarında, düştüğünde, kalktığında, mutluluğunu paylaşmak istediğinde, konuşmak istediğinde  ve 'Annecim'  diye her  seslendiğinde bedenen veya ruhen yanında olacağıma söz veriyorum. Sen benim biricik kıymetli kızımsin. Değerlimsin.

Seni çok seviyorum minik çikolatam.
İyi ki doğdun.  İyi ki bizi seçtin.  16/10/2015

Kızım için  yazdım ama sizler de okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ALAN ELARABY

1 Aralık 2016 Perşembe

O BİR SİYAM SOYLUSU


MUTLU YILLAR 
Şu bir gerçek ki kedimi, kedim ile yaşadığım evi ve o zamanları çok özlüyorum. Eğer ki kader ağlarını örüp beni Fas' a roketlemeseydi ömrümün sonuna kadar seninle yaşamak isterdim olips şekeri gözlü kızım.

Şimdi bana ATLARA FISILDAYAN ADAMI çağırın. Belki bu sözlerimi kedilerin anladığı dilde tercüme edecek arkadaşı vardır...💀 

Zor zamanlardan geçtiğim günlerde hayatıma dahil olan en güzel canlıydı  kedim. Arabanın arka koltuğundaki kafesten çıkmak için çabalıyordu. Burnu kanayınca kıyamamış kucağıma almıştım. İşte ilk tanıştığımız o günden bir kare.

KEDİMİ İLK GÖRDÜĞÜM AN
Sürekli kaşınıyordu. Gözleri de hafif şaşıydı sanki. Kediler içinde yaşamış biri olarak gördüğüm en cana yakın kediydi. Aldığım en güzel hediyeydi.  Aynı dili konuşmuyor birbirimizi yormuyorduk desem de inanmayın. Kavga ettiğimiz günler oluyordu. O bana farklı türden miyavlıyor ben de ona kendi dilimden saydırıyordum.

Henüz beraber yaşamaya başlamışken tatil planım belirdi. Kaşınıyordu, tüyleri hafif dökülmüştü ama vakit bulup veterinere götürme fırsatım olmamıştı kediyi. Tatil dönüşü ilk iş kontrole götürecektim. Annem ve erkek kardeşime kediyi bırakıp tatile çıktım. Tatil dönüşü kardeşime de bulaşması ile kedinin uyuz olduğu ortaya çıktı. Açıkçası başından tahmin ediyordum ama bizimkilere söylememiştim.

Kedi hem çok kaşınıyor hem de sümkürüp duruyordu. O kadar çok veterinere götürdüm ki maaş belli, ev kira derken zorlanmaya başladım. En sonunda kediyi karşıma aldım ve dedim ki: “Seni veterinere götürecek param kalmadı. İyileş veya öl. Seçim senin” ve KEDİ İYİLEŞTİ.

SÜMÜKLÜ BİR FOTOĞRAFI = 
PARKTA BİR GÜN
Bir evde kedi varsa ve çok özgür takılıyorsa o evde olay bitmez. Bir sabah uyandığımda tepemde tatlı tatlı oynayıp duruyordu. Fark ettim ki serçe öldürmüş, yetmemiş yatağa getirmiş. Bu görsel şova tanık olduğum için saatlerce hönkür hönkür ağlamıştım. Bir sabah yine  kedinin çıkardığı garip ses ve gürültüye  uyanmıştım. Yerde siyah bir şey gördüm. “Yine mi tokamı aldın?”  demem ile yerdeki siyah şeye uzandım, elime aldım. Yeni öldürülmüş, halen sıcak bir gece kuşu. Sabahın beşinde nasıl ciyak ciyak bağırdığımı tahmin bile edemezsiniz.
  
Su saatini okuma bölmesindeki aradan dolaba oradan da eve giriş vardı fakat bu kadar küçük bir bölmeden insan giremezdi. Eve geldiğimde kapıyı açtığımda karşımda tekir bir kedi duruyordu. Gözlerimi ovuşturup “Benim kediye ne olmuş böyle? “ dedim. Neyse ki idrak etmem uzun sürmedi. Kedi dişi mi, erkek mi baktım. Erkek olsa biraz daha kaba davranabilirdim. Komşumuzun dişi kedisi olduğunu anladım. Eski Siyam' da tapınak bekçiliği yapan siyam soyu ile uzaktan yakından bağlantısı olmayan, tüyleri korkudan kabarmış, çakma siyam kedimi masanın altında saklanırken buldum. Psikolojisi düzelene kadar sevdim, konuştum.
NORMALE DÖNDÜĞÜNDE
YAŞADIĞI KORKUYU ANLATIRKEN




En sinir olduğum şey evime gelen kişinin kedimden rahatsız olmasıydı. Neyse ki çoğu arkadaşım kedi seviyordu ve en yakın arkadaşlarımdan yatılı misafirliğe gelenler ise kedimle bile uyuyordu. Ailemden ablam ve teyzemi evimde ağırladığım çok oldu. Hepimiz kediyi çok seviyorduk. Zaten kader bir gün ağlarını örecek kedi benden sonra ikisiyle de yaşayacaktı Arkadaşlarımdan da  çoğu zaman Filiz ve Elif gelirdi kalmaya. Sohbetlerimize kulak misafiri olurdu kediciğim. Misafiri kıskandığında mışıl mışıl uyuyan misafirin yatağına yayılır, misafirimi yataktan atmaya bile kalkardı. Elif’ in başına böyle bir olay gelmişti mesela. Bir gece iş yerimden arkadaşım Emel gelmişti kalmaya. Gece sohbet ederken kedinin ANNE der gibi  ses çıkarması sonucu “senin kedi konuştu” diyerek uyuyamadığı da olmuştu.

Popüler bir kediydi Aşkım. Mahalledeki çocuklar zaman zaman kapımı çalar, kediyi sevmeye gelirlerdi. Bazen de parkta gezdirirken etrafımız birden çocukla dolardı. Bir gün parkta kadının biri "BU KEDİNİN GÖZLERİ ŞAŞI" demişti ben de Hayır! kedim şaşı değil! Gözleri aynı noktaya bakıyor sadece demiştim.  Maaşımı aldığımda kira ödemesi  ve faturalardan sonra  ilk alınacaklar listesinde kedi maması ile kedi kumu vardı. Benim ihtiyaçlarımdan önce gelirdi kedimin ihtiyaçları. Arkadaşlar çocuğunu anlatırken ben kedimi anlatırdım. Benim güzel kızımda AŞKIM. 

Evlilik ve beraberinde ülke değişimi sırasında ciddi bir karar vermem gerekmişti. Kediyi Fas’ a götür veya Türkiye’ de bırak. İlk başta gelip alırım diye teyzem ve ablama emanet ettim fakat daha sonra kendi kaderime ortak etmek istemedim. Evliliğimde yaşayacağım aksi bir durumda tek başına dönmek vardı bir de kedi ile dönmeye çalışmak vardı. Kedi için gerekli  evraklar hazırlamak vardı ki evlilik işlemlerinde evrak işlemleri için koşmanın  nasıl ölüm olduğunu görmüştüm. Veteriner ile görüşüp kediyi ülkemde bırakmaya karar verdim. Veteriner de kabul etti fakat ablam dayanamadı kediyi veterinere vermek istemedi. Kedi bir müddet teyzem ve ablam ile yaşadıktan sonra ablam evlendi ve daha sonra kedi teyzem ile yaşadı.

TEYZEM VE AŞKIM
ABLAM VE AŞKIM

Bu zaman zarfında “Gel kedini al“ mesajları 7 bitirdi beni. Yaklaşık üç yıl boyunca zaman zaman bu mesaj hortluyordu ve bana ulaşıyordu.Yaklaşık 1500 Tl masraf yapıp uçak bileti almak sonra Kazablanka, İstanbul, Mudanya derken Bursa ya gitmem gerekiyordu kediyi almam için. Teyzem de biliyordu gidemeyeceğimi ve kediyi alamayacağımı ama aramız hem limoniydi hem de onun da kendine göre sıkıntıları vardı. Daha sonra çok üzüldüğüm ve bu konuda daha çok üzülmek istemediğim için kediden vazgeçmeyi öğrendim ve “Bakmak istemiyorsanız sokağa salın”  diyecek kadar rahat bile olmayı başardım. (Sokağa salamayacaklarını biliyordum) Nihayetinde kediye ablamın bakması ile kafam rahatladı. (Buraya bir tabela asasım geldi. ŞÜKÜR NAMAZINA GİDİYORUM, DÖNECEĞİM =)

Kediye emeği geçenlere teşekkür etmeyi düşünmüyorum. Sonuçta KEDİM sevgisini göstererek, ortamın negatif enerjisini emerek, sosyal medya hesaplarında yayınlanan fotoğraflarda boy göstererek gereken teşekkürü yapmıştır. ŞAKA ŞAKA. 😆  Kedimin maması, kumu, sevgi ihtiyacını karşılayan ve kum tanesi kadar bile olsa emeği geçen herkese teşekkür ederim. 

BEN VE AŞKIM

Bize yol ve yolculuk gözüküyor. 9 OCAK tarihinde yine buradayım. Bilgisayardan okuyorsanız sağ üst köşede, telefondan okuyorsanız yazının aşağısında bir yerlerde  TAKİP ET yazıyor. Yeni yazılarımdan haberdar olmak için takip etmeyi unutmayın. Sağlıkla kalın.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ELARABY


29 Kasım 2016 Salı

DENİZ, AYDINPINAR KÖYÜ, GÜNEŞ

Yaz tatilinin deniz, köy, güneş i ifade ettiği günlerdi.Anneme göre denize gitmek için denizin çarşaf gibi olma şartı vardı. Ablam ve ben her sabah heyecanla camdan denizin durumuna bakar, anneme denizin ruh hali ne olursa olsun gidelim diye ısrar ederdik.. Bazen  kızlar denizine, bazen demirhaneye, bazen de Arnavut köy denen yat limanına giderdik. Hiç unutmam bir gün kızlar denizinde yüzerken adamın biri atını denize sokup yıkamıştı. Kimi çocuğuna "Denizden çık! " diye bağırmış, kimi de yüzmeye devam etmişti.

Yaz tatillerinde köydeki kuzenlerin bize gediği  ya da bizim  köye gittiğimiz zamanlar çok eğlenirdim. Köye giden iki yol vardı. Birinci yol zeytin ağaçları boyunca ilerleyen çok uzun, tenha, düz bir yoldu. Diğer yol ise  Mudanya tepedevrente gelince sağda tabelada AYDINPINAR diye yazan yoldan aşağı inen zeytin ağaçları, çiçekler, yeşilliğin bol olduğu, zaman zaman köye gelen veya köyden giden insanlara rastladığımız yol.


KIŞ MEVSİMİNDE AYDINPINAR KÖYÜ YOLU 

Köyün girişine yakın  bir çeşme karşılardı bizi. Çeşmeye gelene kadar çok susardık. Çeşmenin yanında muhakkak  mola verip, soluklanırdık. Çeşmeyi geçtikten sonra teyzemin evi köyün girişinde 'HOŞGELDİNİZ' der gibi uzaktan görünürdü.  Bazen bizi kapıda bekleyen kuzenleri görüp o yolu koşardık. Evde veya baş başa kaldığımız dönemler Türkçe konuşurduk. Toplum içinde hele bir de gizli saklı konuşmamız gerekiyorsa  annem ve teyzelerimden miras bir dil ile anlaşırdık. TERSÇE. Kelimelerin tersten söylendiği, içinde 'ğ' harfi  geçen kelimelerin telaffuzunun komik olduğu dil. Eğlenceli planlar yapan çocuklardık. Buluşmalarımız büyük önem taşırdı.  

Teyzemin evinin bir tarafı caddeye diğer tarafı zeytin ağaçlarının ve dut ağacının olduğu bahçeye bakardı. Köy yolu ile ilgili korkunç hikayeler dinler, tuvalete tek başına gitmeye korkardık. Evde tencere tava ne bulursak hepsini müzik aleti niyetine kullanıp vur patlasın çal oynasın şarkılar söyler, oynardık. Bağ bahçe gezip gelincik toplayıp, şurup yapar, içerdik. Köyde çocuk olmanın avantajlarını "hunharca" kullanırdık.

AYDINPINAR KÖYÜ KİLİSESİ
Köyün kilisesinde köyün delisi tarafından, yukarı mahalleye gittiğimizde bakkalın olduğu muhitteki köpek tarafından, yetmezmiş gibi süt satan kadının evine gittiğimizde boynuzlarını bilemiş koçlar tarafından kovalandığımız olmuştu.  Hasanbey mahallesinde bir ay içinde yaşanacak aksiyonu köyde bir hafta içinde yaşamak mümkündü. En sakin aktivite teyzemin gönderdiği bir emaneti, yüzünde kocaman benleri ile bizi gülerek karşılayan Cazibe teyzeye  teslim etmekti.

Rahmetli Erol eniştem de çok eğlenceli bir insandı. Kuzenim Nilgün ve beni ayrıcalıklı tutardı. Nilgün, babası ile bir gün telefonda konuşurken babasının yediği kavunun kokusunu aldığını söyleyerek benim, Gülden teyzeye telefonda “KOCAN NASIL?” hatır sorumu, babamın telesekretere  “BAKINIZ HANIMEFENDİ”  ile başlayan izahat etme cümlesini sollamış, birincilik zirvesine oturmuştu. Bazen eniştemin cümlelerini evirip, çevirip güldüğümüz de olurdu. Doğuştan, sol kaşımın üstünde bazen belirgin bazen belirsiz bir yağ bezesi var. Eniştem bir gün “Kaşının üstündekini çivi çakıp alayım, yaşlandığında yüzünde kocaman duracak” demişti. Erol eniştem marangozdu. elindeki malzemeye göre şaka yapıyordu. Eniştem ile birlikte çekilmiş fotoğrafımız olsaydı burada paylaşmayı çok isterdim ama maalesef yok.

Saçlarımızı kağıtlarla sardığımız bir gecenin sabahı  kuzenim Neşe, boy aynasında saçlarını  açmaya çalışıyordu. Yanlışlıkla kağıdı keseceğine saçını kesmiş, eline bir bukle saç düşmüştü. Gülünecek bir konuydu fakat saç hassas bir konuydu. Kahkahamı içime gömmüştüm. Bugün halen  kahkaha atabiliyorsam sebebi o gün içime gömdüğüm kahkahanın hortlamasıdır dermişim. Bir gün yine o  meşhur aynanın karşısında “nurlandım nurlandım “ diye sevinen ablama denk gelmiştim. Nur sandığının sim olduğuna ikna etmemiz neyse ki uzun sürmemişti. Köyde kaldığım bir gün ne olduysa çok ağlamıştım, gözyaşımı silecek mendil, peçete bulamayınca elime geçen gazete kağıdı ile gözümü, yüzümü silmiştim. Nasıl gazeteyse baskısı yüzüme çıkmış, kuzenlerimin bana  kahkahalarla gülmesine sebep olmuştu. 

Aşure zamanı mıydı bilmiyorum ama  teyzemin  kocaman bir tencere aşure pişirdiğini hatırlıyorum. Komşusuna oturmaya gittiğinde evde yemek yokmuş gibi  aşureye yumulmuştuk. En küçük kuzenim Nilgün de bize ayak uydurmuş bizim kadar yemişti. En sonunda aşureyi bitirmiş ve rahatlamıştık. Aşure bitmişti bitmesine de Nilgün’ e fenalık gelmiş, yediği tüm aşureyi çıkarmıştı. Yine bir gün köyün yukarısında oturan diğer teyzem bizi bağa erik toplamaya götürmüştü. Erik ağacı karşıdan gözükünce olanca hızla ağaçlara koşup, ağaçtan eteklerimize erik doldurmaya başlamıştık. Arkadan bir ses geliyordu ama duymuyorduk. Daha sonra topladığımız eriklerin ekşi olduğunu, tatlı eriklerin ilerideki ağaçlarda olduğunu öğrenmiş,  eteklerimizdeki ekşi erikleri yere fırlatıp koşa koşa tatlı erik ağacına gitmiştik. Bir araya geldiğimizde muzur ile iştahlı arasında bir yerlerde gezinen çocuklardık. 

Saatin kaç olduğunu öğrenmeye ihtiyaç duymadığım, zamanın bana hizmet ettiği günlerde   kuzenim Nihal tembihlenmiş olacaktı ki sürekli SAAT KAÇ?  diye soruyordu. Defalarca yanlış cevap veriyordum. Hatta bazen sıkılıyor, “sorma lütfen“ diyordum. Şu an saatin kaç olduğunu biliyorsam bunu kuzenimin  sabırla defalarca sorduğu “saat kaç?” sorusuna borçluyum.

ANNEANNEMİN EVİ
Hep biz köye gitmez, kuzenler de bazen Mudanya’ ya gelirdi. Ya bizim evde,  ya da Mudanya Belediye binasının karşısında, anneannemin evinde  kalırlardı. Açıkçası anneannemin evi bizim evden çok daha eğlenceliydi.Giriş katı dahil üç katlı, müstakil bir evdi. Evin giriş katında mutfak, banyo, tuvalet vardı. Orta katında salon, üst katta da teyzelerimin kaldığı bir oda ve yanında caddeyi, belediye binasını gören (hem şoför arkası hem cam kenarı) dayımın kaldığı oda vardı. Biz genelde teyzelerimin kaldığı odayı mekan bellerdik. Daha geniş ve eğlenceliydi.  Ev, işlek bir caddeye bakmakla birlikte düğün salonunu da görüyordu. Resmi bayramlarda  kapı önüne çıkıp mehter ve bando takımının geçmesini izlerdik. Dini bayramlarda da rahmetli anneannem hepimiz için sepet şeklinde çörekler pişirirdi, yemeye kıyamazdık. Düğün salonunun görsel ve işitsel katkısını zaten söylememe bile gerek yok. Yağmurlu günlerde  Cemalaki’ nin bakkal dükkanına giderken anneannemin mantosunun içine civciv gibi doluşurduk. Rahmetli Mehmet Ali amca (Cemalaki) nın dükkanında yok yoktu. Her şey vardı fakat ara ki bulasın. 

SAİME TEYZEM
Bir gün Belediye parkındaki iğde ağaçlarından büyük bir hevesle iğde toplamıştık.Teyzemin topladığımız iğdeler ile ilgili planları olduğunu anlamış, evin kapısını temkinli açmıştık ama kapının arkasına saklanan teyzemin zamanlaması harikaydı. İğdelerimizin bir kısmını Saime teyzeme kaptırmanın üzüntüsü ile kalan iğdeleri homurdana homurdana  yemiştik. Teyzelerimin odasında oynadığımız günlerde kıyafetleri didikler ve denerdik. Aslında homurdanmaya çok ta hakkımız yoktu. Biz de az değildik.

Anneannemin evine kapıdan uğrayıp, soluklanan çok olurdu. Benim için en renkli karakter Ayşe halaydı. Rahmetli, kapıya yakın oturup soluklanır, enerjik sesiyle muhabbet eder bir de üstüne sigara yakardı. Kamburu olan yaşlı biriydi Ayşe hala,  fakat  yaşına göre hareketli  bir kadındı. Müstakil evde otururdu ve evi çok çok eskiydi. Bir gün evde ayağı takılmış, yuvarlanmış ve düşmemek için bir yere tutunmuş, kimse sesini duymayınca ‘ne olacaksa olsun’ misali elini bırakmış, çılgın bir kadındı. O, sigara tüttürdükçe çocuk olarak sigaranın nasıl bir şey olduğunu merak eder olmuştuk. Bu merakımızı gidermek için  Neşe, Nihal, ablam ve ben plan yapmış, anneannemi, Ayşe halayı tanıyan Cemalaki dışında bir bakkaldan sigara almaya karar vermiştik. 'KAYMAZ BAKKALİYESİ' tabelası geldi şimdi gözümün önüne. Yanılıyor da olabilirim.

Normalde o yaşlardaki çocuklara sigara satılmazdı fakat bakkal dükkanında o an bakkalın oğlu duruyordu ve bizden sadece üç dört yaş büyüktü.  "Ayşe halaya sigara alacağız" diyerek sigarayı almıştık. Sanırım bize inanmıştı, inanır gibi yapmıştı ya da umurunda bile değildi. BİRİNCİ sigarası almıştık. Gizli saklı anneannemin evinin üst katına çıkıp, kapıyı kapattık. Türk filmlerinde kötü kadın karakterleri gibi yattığımız yerden birinci sigarası tüttürüyorduk. Rahmetli anneannemin ipe dizip kurumaya bıraktığı incirleri de aperatif olarak tırtıklıyorduk. Küçücük odada cam açık bile olsa dört kişi sigara içtiğinde kokusu elbet evin her tarafına yayılırdı. Anneannem sigara kokusunu duyar duymaz evin üst katına gelmiş ve bizi  keş gibi sigara içerken yakalayıp,  henüz bitmemiş birinci sigarası paketini elimizden almıştı, Harçlıklarımızı voltran yapıp aldığımız birinci sigarası paketini anneanneme kaptırdığımıza çok  üzülmüş, 'büyük ihtimal dayıma yar oldu' diye de hayıflanmıştık. 

 DEDEM  - ANNEANNEM 

Dedemi hiç tanıma fırsatımız olmadı. Annem ve teyzem evlenmeden önce vefat etmiş. Kumyaka doğumlu olup, Mudanya'da Kalaycı Ahmet olarak bilinen, yardımsever iyi bir insanmış. Aydınpınar kadar olmasa da Kumyaka köyüne de gittiğimiz olurdu. Saime halanın evi halen hatırımda. 

Anneannem ise Aydınpınar Köyünde doğmuş.  Genç yaşta dul kalınca evin bütün yükünü sırtlanmış, çalışıp evin geçimini sağlamış güçlü bir kadındı. 


Başta dedem olmak üzere Anneannem, Erol eniştem, Ayşe hala, Saime hala ve Mehmet Ali amcayı (Cemalaki) rahmetle anıyorum. Nurlar içinde yatsınlar.

Kuzenlerim ile yaşadığımız çocukluk anılarımı bir yazı ile anlatmak tabii ki mümkün değil. Satırlara sığdığı kadarıyla aktarmaya çalıştım.  Çocukluğumun güzel anılarına ev sahipliği yapan Aydınpınar köyüne selamlar olsun.


Blog yazılarıma daha kolay ulaşmak için bilgisayardan okuyorsanız sağ üst köşede telefondan okuyorsanız yazının altında göreceğiniz  'TAKİP ET' butonuna basmayı unutmayın.

Videolar için youtube  kanalı hesabımı ziyaret edebilir, yeni videolardan haberdar olmak için abone olabilirsiniz:

 https://www.youtube.com/channel/UCMzBXiFs5rbIOgRG9GlR6ZA/videos





Okuduğunuz için teşekkür ederim

Sevda ELARABY



28 Kasım 2016 Pazartesi

PATLICAN ŞUKUFE - SİZİN CANINIZ CAN DA BENİM Kİ PATLICAN MI?



SENİN CANIN CAN DA BENİM Kİ PATLICAN MI sözü nasıl,nereden gelmiş? geçin oturun ve  hikayesini benden dinleyin:

Şukufe ile Simsar aynı tezgahta pazarlanan iki patlıcandı. Ara mahalleye kurulmuş pazarda "biri gelse de bizi bu tezgahtan kurtarsa " diye bekliyorlardı. Komşu tezgahta portakallar, elmalar, bok domatesleri ve dolmalık biberler vardı. Gün içinde tezgahtan ayrılan bir çok arkadaşı olmuştu Şukufe'nin. Öğleden sonra orta yaşlı bir kadın tezgaha yanaşmış, satıcı çocuktan poşet istemişti. Şukufe' nin gün sonuna kadar beklemeye hiç niyeti yoktu. Var gücüyle tezgahtan, kadının eline doğru yuvarlandı ve kadının seçtiği patlıcanların arasında ön sıraya geçti. Simsar, yakın arkadaşının yaptığı taktiğin işe yaradığını görünce o da yuvarlandı ve kendini poşetin içinde arkadaşı Şukufe’ nin yanında buldu.  Pazar yerinden ayrılırken çok mutluydular. Hayallerinin sınırlarında kol bastı oynadılar, halay çektiler. Afrika dansı yaptılar.

Plastik bir poşette altta kalanın canı çıksın misali diziliydi pazardan alınan patlıcanlar..Şukufe ve Simsar’ ın keyfine diyecek yoktu. Onlar poşetin en üstünde yerlerini almışlardı. Simsar, pazar poşetinin araca yerleştirilmesi esnasında poşetten düşmüş, caddeye yuvarlanmıştı. O kadar hızlı geliyordu ki araçlar,  kadın düşen patlıcanı fark etmesine rağmen caddeden alamamıştı.

Hayat, siz planlar yaparken size yapılan  nanikti.  Simsar ve Şukufe ‘nin yolları ayrılmıştı. Simsar "Bundan daha kötü ne olabilir?" dediği  anda hızla gelen bir araba
üstünden geçmiş ve Simsar ezilmiş, fukara sümüğü gibi yere yapışmıştı.

Şukufe ev sahibinin aracında ilerlerken sürekli Simsar ile tezgahta geçirdiği güzel anları düşündü yan tezgahtakiler hakkında yaptıkları dedikoduları ve satıcının tezgahında ilk karşılaşmalarını hatırladı. “Sonu böyle olmamalıydı” diye iç geçirirken diğer poşetteki sebzeler Şukufe’ye taziye dileklerinde bulundular. Yol boyunca
domates, biber, Turunçgiller hatta  baklagillerden  entel, komik, spritüel arkadaşlar  yapmış, Simsar için üzülen Şukufe’ den eser kalmamıştı. “Her şey olması gerektiği gibi oldu. Yaşamam, görmem gerekiyordu” demiş ve aydınlanma yaşamıştı. Gerçekte aydınlanma sebebi, arabanın bagajından gün ışığına çıkmasıydı.

Kadın poşetleri taşırken, birinin sesi daha geliyordu. Bu bir çocuk sesiydi. Kadın  çocuğa "Oğluşum" diye sesleniyordu. Sivri biber tezgahta beklediği zamanlarda iyi bir gözlemci olmuştu, hemen söze atılıp "pazarda duymuştum bu kelimeyi, " çocuk şimdi ‘Anne‘ diyecek bekleyin ve dinleyin demişti. Sivrinin dediği gibi olmuş çocuk ta kadına “Anne “demişti.

Tezgahtan sonra soğuk bir dolaba konmuştu Şukufe ve arkadaşları. "Hey Sivri!  sen bilirsin ,Neredeyiz ?" diye seslenmişti buzdolabının alt rafındaki sivri bibere. “Pazarda yan tezgahtaki bok domatesi köyden şehre getirilene kadar çok şey duymuş, görmüş, öğrenmiş. Onun tarifine göre  buzdolabındayız " demişti sivri. Saatler geçmişti. Buzdolabının kapağını açmıştı kadın. Domates, biber ve baklagilleri almıştı. Saatler ilerleyince turunçgiller de buzdolabından gitmişti.

Ertesi gün Şukufe hariç bütün patlıcanları almıştı kadın. Oğluşu buzdolabının kapısını açmış ve kapı aralık kalmıştı. Kadın,  patlıcanları  tezgaha yatırmış bıçaklıyordu Şukufe’nin gözünde. Karnını yardığı patlıcanları tezgahta bırakıp, kapı sesine mutfaktan ayrılınca 2-3 yaşlarında sevimli çocuk Şukufe’ ye bakıp, “seni kurtaracağım” demişti. Annesi mutfağa başka bir kadın ile gelmişti ki çocuk dolabın kapağını kapattı. Dışarıda olanları göremiyor, çok merak ediyordu.

Bir ses geliyordu dolabın yakınlarından. Kadın, "komşum gel , şunun şekline bak ne komik" demiş, birlikte Şukufe’ ye  bakıp kahkahalarla gülmüşlerdi. Doğuştan ilginç ve komik bir patlıcandı Şukufe. Pazar tezgahında onu fark eden bazı insanlar, önce kahkaha atmış sonra da resmini çekmişti. Hatta satıcı çocuk kaç kez patlıcan alan müşterisinin poşetine Şukufe’ yi  kakalamış, müşteri fark edip "onu poşete koyma" diye uyarmıştı.

Epey sonra dolabın kapağı açılmıştı. Adamın biri Şukufe’ ye bön bön bakıp gitmiş daha sonra kadın ile geri gelmişti. Kadın, adama “kocişkom” diyordu. 
Adam, Şukufe’ yi gösterip "bunu çok mu aradın?" dedi. Kabaklar ve havuçlar arasında numune gibi duruyordu. Uzun uzun güldüler, fotoğrafını çektiler,  internete yüklediler. Sessizlik olunca, dolaptaki arkadaşlarına  kapı aralığından gördüklerini anlattı Şukufe. Ortam zaten soğuktu bir de sessiz olmuştu. O sessizlikte dolap kapısı açıldı. Gelen, evin küçük çocuğuydu. Şukufe’ yi tişörtünün içine saklayıp usulca odasına götürmüştü. Küçük elleri ile sarılıp mışıl mışıl uyumuştu. Her ne kadar daral gelse de dolaptan daha güvenilir bir yerde olmak iyi gelmişti. 

Çocuk uyandığında Şukufe’ yi yanında bulamadı.  Gece annesi kontrole gelmiş,  çocuğun odasında bulduğu Şukufe’ yi alıp tekrar dolaba koymuştu. Dolabın önünde çok büyük gürültü vardı. Kadın çocuğu ile konuşuyor, çocuk dinlemek istemiyordu. Kadın daha fazla dayanamamış dolabın kapağını açıp Şukufe’ yi oğluşunun eline vermişti. Bütün konuşmaların öznesi olmuştu Şukufe. Küçük çocuk, annesinin Şukufe’ yi bıçaklamasına ve pişirmesine engel olmuştu.

Çocuk ile arkadaşlığı iki hafta sürmüştü. Kelebekten hallice bir ömür. Daha sonra Şukufe’ nin cildine bir haller olmuş,  yumuş buruş bir hal almıştı. Çocuk, onu  odanın kenarında unutunca bir gün kadın fark etmiş:  "Iyy bu ne?”  gibisinden söylenip, Şukufe' yi iki parmağı ile sapından tutup çöpe atmıştı. Çöpte geçmişini ve bu gününü düşünmüş, 
bir patlıcan için çok ta iyi zaman geçirdiğine kanaat getirmişti Şukufe. Çöp atan insanlara “Sizin canınız can da, benim ki patlıcan mı?”  diye çemkirmiş, eceliyle yok olmayı beklemişti Şukufe.

Yazarın biri Mevlana' ya domates, biber, patlıcan yedirip, soyduruyorsa ben neden bir patlıcan için hikaye yazmayım? dedim ve yazdım. Yüzünüzde tebessüm oluşturabildiysem ne mutlu bana.  Yazım ve imla hatalarım olduysa affola. Blog takibi için sağ üst köşede takip et butonunu tıklamayı unutmayın.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ELARABY

27 Kasım 2016 Pazar

HER İŞYERİNDE ZÜHREVİ HASTALIK, SOPA LIK VE UYSAL ALIK VARDIR.



Evvel zaman içinde güneşin başka doğduğu şirkette çalışan bir kız varmış. Bu karaktere  isim vermek gerek.  UYSAL ALIK olsun.  👍😂
Uysal Alık 


Ailesi  "Aman kızıma birşey olmasın" endişesi ile bu kızı büyütmüş.   Kızın  hayat ve insanlar konusunda hiç tecrübesi yokmuş. Çocukken  "Sus! Haklı bile olsan cevap verme!"  söylemleri ile büyüdüğü  için de hakkını aramayı bilmezmiş.

Bu kız iş hayatına atılmış.  Aynı departmanda çalışan bir başka kız bütün işi buna yıkmış, Uysal Alık ın gıkı çıkmamış. Kız, İşi kendi yapıyor gibi gösterip senerlece Uysal ın sırtından geçinmiş.  O kıza da bir isim ve soy isim gerek.
ZÜHREVİ HASTALIK  olsun.
Zührevi Hastalık 


Uysal Alık şirkette uzun zaman sonra bir arkadaş edinmiş. Kız bunun ender bulunan bir  UYSAL ALIK olduğunu anlayınca  gerçekleri ortaya çıkarmak için patrona olanları anlatmış. Patron her ikisini de arayıp iş ile ilgili bir soru sorduğunda cevap verebilen Uysal ALIK olmuş. Hiçbir yalan sonsuza dek sürmez denir.  Zührevi nin yalanı da sonunda ortaya çıkmış.    Emekli olacağım hikayesi uydurup işten çıkmış.    Şirket  böylelikle Zührevi Hastalık tan kurtulmuş  😂

Zaman yerinde durmuyor sürekli ilerliyormuş. Uysal ALIK ise  aynı şirkette aynı görevde yerinde sayıyormuş. Haftalık ve senelik izin zamanı geldiğinde  ailesi tek başına bir yere göndermediği için tatil vizyonu üç oda bir salon, dört duvarmış.  O nedenle tatil beş harfli bir kelimeden başka bir anlam ifade etmiyormuş. 

 UYSAL,   başka bir ofisin alt departmanında Taşeron firma misali çalışıyormuş. Ofis dışında küçük bir ofis. Ofis ofis doğurdu yada ofisin suyunun suyu  diye düşünürmüş çalıştığı yeri.  Ne o departmana tam anlamıyla ait ne de başka bir departmana.


 Bir gün ofiste çalışmak  için personel alınacağını  duyduğunda hayal kurmuş.  ' Belki konuşsam beni alırlar, benim yerime de başkasını' diye heveslenmiş.  Olur ya...  Ofiste  çalışan bir kız varmış. Kibirli ve küstah. Ona da bir isim gerek.  Heh buldum. SOPA LIK  olsun. 😄
Sopa Lık 


 Sopa Lık kendi arkadaşını işe aldıracağını söylerek Uysal ın hayali üstünde mangal yakmış,  piknik yapıp ip atlamış.   En az lise diploması istenen bölüme ilkokul diplomalı kız alındığını öğrenince  Uysal Alık şaşırmış.  Sopa Lık kız dediğini başarmış,  arkadaşının ilkokul diplomasını saklayarak işe alınmasını sağlamış. Hayallerini ekmek arası yapıp yiyen Uysal Alık ın iş yükü artıyor maaşı aynı kalıyormuş.

Güneşin farklı doğduğu o yerde her gün aynı saatte çay servisi yapılırmış. Çay saati ile birlikte ofiste çalışan Sopa Lık elinde sigara ile  çıkagelmiş.  Ne zaman ağzını açsa kötü kelimeler ile konuşur, bundan rahatsız olmazmış. Bu defa  sessizce sigarasını yakıp, dumanını tüttüre tüttüre  içmiş. Daha sonra izmariti çöpe atıp, sosis yutmuş solucan gibi salına salına ofise giden yolu yürümüş.  Manda yuva yapmış  söğüt dalına şarkısını dinlemiş millet için  sosis yutmuş solucan ne ki?  😂
Abbow yakacak ofisi 😨


Uysal Alık yan masadan dumanlar tüttüğünü görünce izmaritin sönmediğini fark etmiş.   Bir aydınlanma yaşayıp bunu fırsata dönüştürme  kararı almış. "Sopa buraya gelir misin?"  demiş telefonda. " Ben niye senin  ayağına geliyorum?" dese de soluğu duman dumana tüten çöp kutusunun yanında almış.  "  Şimdi şu çöpten çıkan dumana iyi bak. Seni çağırmayıp patronu arar ona bunu gösterebilirdim. Ya ben burada olmasaydımve bu dumanı görmeseydim ne olurdu biliyor musun? Bundan böyle bana iyi davranacaksın yoksa bu ikimizin arasında sır olmaktan çıkar " diyerek tehdit etmiş  Uysal Alık. O günden sonra ofiste çalışan Sopa Lık kız  şu sonu hazin biten Kibritçi Kıza dönüşüvermiş. 😂😁

Kıssadan hisse :
☆Fazla korumacı aileler çocuklarına fayda değil  zarar verir. 

☆İtaat sistemi ile eğitim veren aileler topluma köle yetiştirir.

Topluma Uysal Alık değil BİREY kazandırmak dileğiyle.

Okuduğunuz için teşekkür ederim
Sevda ALAN ELARABY

26 Kasım 2016 Cumartesi

DÜNYA NÜFUSUNA KAZIK ATAN İNSANLAR



Çorbada bizimde tuzumuz olsun diyerek tuzluğu açık unutan insanlar,  dünya nüfusuna kazık atan insanlardır.

Hayata nüfus olarak  artıları vardır bu insanların.  Korunmak mı? O da ne?  Devlet yardım etsin,  insanlar yardım etsin olmadı büyüyen çocuk eli ekmek tutunca  çalışıp eve para getirsin,    hatta ve hatta ' rızkıyla gelir yahu ben neden düşüneyim,  yapayım gitsin'  mantığı.

Çok afedersiniz "Zengin parası,  fakir karısıyla oynarmış " derdi eskiler.  Bu ülkede zenginlerin de çok çocuk yaptığını görünce bu söze hiç  itimadım kalmadı.  Düşünsenize okula bir servis dolusu çocuk geliyor ve hepsi kardeş. Fas' ta var bu durum. Gereken sevgi ve ilgiyi verebiliyorlar mı... soru işareti (?)


Doğanın nimetlerini sömürenler olarak top on da ilk üçe girip bize el sallayan bu cici  insanlar, tavşan gibi üremek yerine   annesiz babasız çocuklara sahip çıkmak gibi seçimleri görmezden geliyorlar sanki.

Tavşanlar da sever 😂😂


Bir de maddi durumu olmayıp,  tavşan gibi üreyenler var ki  top on da bir numara.

Bir gün kafede oturuyorum. Çok ta yaşı olmayan bir adam yanıma gelip para istedi. Gayet güzel İngilizce konuşup derdini anlattı.  Sözünü kesmeden dinledim. Konu ne?
Beş çocuğu varmış,  hayat şartları zormuş,  yardım istiyormuş. Yıllar önce yolumuz kesişmis olsaydı ki zor ihtimal! Ben Türkiye'de çalışıyorum,   sen Fas ta yaşıyorsun. Oldu ya yolumuz kesişti. Bir eczaneye girer tüm maaşımla korunman için satılan ürünleri alırdım  diye geçirdim aklımdan sonra da  onun anlayacağı dilde
' Çalışmıyorum,  param yok '  dedim.  Adam beni turist sandığı,   her turisti zengin algıladığı için yardım etmedim diye sinir oldu.

 Geppetto nun oğlu Pinokyo yu biliyorum da kızı da mı vardı yahu? gibisinden  baktıktan sonra
Benim neden ' Sister'  ım yok? 😅😂
Son hamlesini yaptı ve  uzun uzun konuştu.

 Odunsu kokan  parfüm şişelerine fotomodel olacak profile sahip adam  dilenmeyi ticarete dökmenin  yalın hali olarak uzun süre karşımda  dikildikten sonra yürüdü  gitti.
Yürümeyi unuttu da hiç gitmeyecek sandım...

Çocukluğuna inmek lazım derler sorunu olan insanlara. Çocukluğuna indim 😂😜😛

"Büyüyünce ne olacaksın oğlum ? " diye sordu öğretmeni. "Dünya nüfusuna katkıda bulunan Adam" diye cevapladı çocuk. O zamandan belliymiş vizyonu. 
Şiire ilgisi olmayan  ben,  şiir  de yazmaya başladım ya yavaştan. 😅😂 Her ne kadar aşk kokmasa da dörtlük okuyuverin gari.

Kadın tencere,  adam kapak oldu
Tencere yuvarlandı, kapağını buldu
Ateş alıp fokurdadıkça
Dünya nüfusunda artış oldu. 😂
Üremeyin uleyn
taşı taşı yoruldum


Sağlık ve sevgiyle kalın.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Sevda ALAN ELARABY

24 Kasım 2016 Perşembe

KENDİNE BİR AİLE SEÇ ÜNLÜLERDEN OLSUN.

BİZ üç kişiydik. 
Saba, Sezen, Sevda 😀

Hayal kurmak bedava. Hadi gelin günlük hayatın gerçeklerinden uzaklaşıp biraz  hayal kuralım.

Spor,  sanat, müzik kısaca ünlülerden kendine bir aile seç deseler kimleri seçerdin?  Bunun zihin boşaltmak ve eğlence amaçlı olduğunu varsay ve düşün bakalım.  Buldun mu?

 Seçtiğin kişilerin fotoğraflarını Google dan indir ve moment cam programında kendine yeni bir aile tablosu yap şimdi.

                  
Moment cam eğlenceli bir program. Seçenekleri çok fazla. Saç modeli, saç rengi, ten rengi,  yüz şekli, gözlük seçimi... Spor, seyahat, evlilik gibi gibi...


Fotoğrafı kaydetme seçeneğine gelince sağ üst köşede sosyal medya üzerinden  paylaşmak için işaret var. Ona dokunduğunda kaydediyor veya facebook Instagram hesabında paylaşmayı seçip ekranın resmini  çekebilir, sosyal medya üzerinden paylaşmadan geri dön tuşuna basıp programda vakit geçirmeye devam edebilirsin.

Ben ünlülerden bir aile seçimi yaptım.    Baba Haydar Dümen 😅, anne (rahmetli ) Aysel Gürel. Sıradışı insanları hep sevmişimdir.






Kız kardeş olarak Sezen Aksu ve Saba Tümer, erkek kardeş olarak  ta Cem Yılmaz' ı seçtim. 😃 Cem şov yapar, Saba güler, ben Saba'nın eğlenceli kahkahalarına gülerim, Sezen de şarkı söyler. Hayat bize güzel.  😂




     
Bir de teyze seçimi yaptım ki dünyalar tatlısı biri.   Prof. Dr. Canan Karatay.  Olmazsa olmazım. Her aileye böyle bir teyze şart. ' Şişmanları pistten alalım'  diye komik bir fotoğrafı vardı internet ortamında.  Ay a salıncak kurup sallanan bu fotoğrafı daha mı  güzel ne?
 😂

                     
Kendim için aile seçmişken eşim için de bir seçim yapayım dedim ve ona baba olarak Morgan Freeman, anne olarak Whitney Houston, kız kardeş olarak ta Rihanna yı seçtim. 😂 çikolata ailesi. Açıkçası benziyorlar da. 😁😁


   


Her ne kadar Mostafa için seçtiğim aile çikolata gibi tatlı olsa da kendime seçtiğim aile kadar çeşit güzellik barındırmıyor bana göre.  İnsanın  Sezen Aksu gibi bir ablası Saba Tümer ve Cem Yılmaz gibi kardeşi olması bir de üstüne Haydar Dümen gibi baba  ile Aysel Gürel gibi annesi olması 😍❤ Daha ne olsun 😄👍

Hepimiz boş vaktimizi bir şekilde değerlendiririz. Hobiler, sosyal medya hesaplarında oyalanmak vs vs. Bulduğum bir boş vaktimde böyle eğlenmeyi seçtim. Çok ta güldüm. Umarım yüzünüzde tebessüm oluşturabilmişimdir.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. 
Sevda ALAN ELARABY