28 Kasım 2016 Pazartesi

PATLICAN ŞUKUFE - SİZİN CANINIZ CAN DA BENİM Kİ PATLICAN MI?



SENİN CANIN CAN DA BENİM Kİ PATLICAN MI sözü nasıl,nereden gelmiş? geçin oturun ve  hikayesini benden dinleyin:

Şukufe ile Simsar aynı tezgahta pazarlanan iki patlıcandı. Ara mahalleye kurulmuş pazarda "biri gelse de bizi bu tezgahtan kurtarsa " diye bekliyorlardı. Komşu tezgahta portakallar, elmalar, bok domatesleri ve dolmalık biberler vardı. Gün içinde tezgahtan ayrılan bir çok arkadaşı olmuştu Şukufe'nin. Öğleden sonra orta yaşlı bir kadın tezgaha yanaşmış, satıcı çocuktan poşet istemişti. Şukufe' nin gün sonuna kadar beklemeye hiç niyeti yoktu. Var gücüyle tezgahtan, kadının eline doğru yuvarlandı ve kadının seçtiği patlıcanların arasında ön sıraya geçti. Simsar, yakın arkadaşının yaptığı taktiğin işe yaradığını görünce o da yuvarlandı ve kendini poşetin içinde arkadaşı Şukufe’ nin yanında buldu.  Pazar yerinden ayrılırken çok mutluydular. Hayallerinin sınırlarında kol bastı oynadılar, halay çektiler. Afrika dansı yaptılar.

Plastik bir poşette altta kalanın canı çıksın misali diziliydi pazardan alınan patlıcanlar..Şukufe ve Simsar’ ın keyfine diyecek yoktu. Onlar poşetin en üstünde yerlerini almışlardı. Simsar, pazar poşetinin araca yerleştirilmesi esnasında poşetten düşmüş, caddeye yuvarlanmıştı. O kadar hızlı geliyordu ki araçlar,  kadın düşen patlıcanı fark etmesine rağmen caddeden alamamıştı.

Hayat, siz planlar yaparken size yapılan  nanikti.  Simsar ve Şukufe ‘nin yolları ayrılmıştı. Simsar "Bundan daha kötü ne olabilir?" dediği  anda hızla gelen bir araba
üstünden geçmiş ve Simsar ezilmiş, fukara sümüğü gibi yere yapışmıştı.

Şukufe ev sahibinin aracında ilerlerken sürekli Simsar ile tezgahta geçirdiği güzel anları düşündü yan tezgahtakiler hakkında yaptıkları dedikoduları ve satıcının tezgahında ilk karşılaşmalarını hatırladı. “Sonu böyle olmamalıydı” diye iç geçirirken diğer poşetteki sebzeler Şukufe’ye taziye dileklerinde bulundular. Yol boyunca
domates, biber, Turunçgiller hatta  baklagillerden  entel, komik, spritüel arkadaşlar  yapmış, Simsar için üzülen Şukufe’ den eser kalmamıştı. “Her şey olması gerektiği gibi oldu. Yaşamam, görmem gerekiyordu” demiş ve aydınlanma yaşamıştı. Gerçekte aydınlanma sebebi, arabanın bagajından gün ışığına çıkmasıydı.

Kadın poşetleri taşırken, birinin sesi daha geliyordu. Bu bir çocuk sesiydi. Kadın  çocuğa "Oğluşum" diye sesleniyordu. Sivri biber tezgahta beklediği zamanlarda iyi bir gözlemci olmuştu, hemen söze atılıp "pazarda duymuştum bu kelimeyi, " çocuk şimdi ‘Anne‘ diyecek bekleyin ve dinleyin demişti. Sivrinin dediği gibi olmuş çocuk ta kadına “Anne “demişti.

Tezgahtan sonra soğuk bir dolaba konmuştu Şukufe ve arkadaşları. "Hey Sivri!  sen bilirsin ,Neredeyiz ?" diye seslenmişti buzdolabının alt rafındaki sivri bibere. “Pazarda yan tezgahtaki bok domatesi köyden şehre getirilene kadar çok şey duymuş, görmüş, öğrenmiş. Onun tarifine göre  buzdolabındayız " demişti sivri. Saatler geçmişti. Buzdolabının kapağını açmıştı kadın. Domates, biber ve baklagilleri almıştı. Saatler ilerleyince turunçgiller de buzdolabından gitmişti.

Ertesi gün Şukufe hariç bütün patlıcanları almıştı kadın. Oğluşu buzdolabının kapısını açmış ve kapı aralık kalmıştı. Kadın,  patlıcanları  tezgaha yatırmış bıçaklıyordu Şukufe’nin gözünde. Karnını yardığı patlıcanları tezgahta bırakıp, kapı sesine mutfaktan ayrılınca 2-3 yaşlarında sevimli çocuk Şukufe’ ye bakıp, “seni kurtaracağım” demişti. Annesi mutfağa başka bir kadın ile gelmişti ki çocuk dolabın kapağını kapattı. Dışarıda olanları göremiyor, çok merak ediyordu.

Bir ses geliyordu dolabın yakınlarından. Kadın, "komşum gel , şunun şekline bak ne komik" demiş, birlikte Şukufe’ ye  bakıp kahkahalarla gülmüşlerdi. Doğuştan ilginç ve komik bir patlıcandı Şukufe. Pazar tezgahında onu fark eden bazı insanlar, önce kahkaha atmış sonra da resmini çekmişti. Hatta satıcı çocuk kaç kez patlıcan alan müşterisinin poşetine Şukufe’ yi  kakalamış, müşteri fark edip "onu poşete koyma" diye uyarmıştı.

Epey sonra dolabın kapağı açılmıştı. Adamın biri Şukufe’ ye bön bön bakıp gitmiş daha sonra kadın ile geri gelmişti. Kadın, adama “kocişkom” diyordu. 
Adam, Şukufe’ yi gösterip "bunu çok mu aradın?" dedi. Kabaklar ve havuçlar arasında numune gibi duruyordu. Uzun uzun güldüler, fotoğrafını çektiler,  internete yüklediler. Sessizlik olunca, dolaptaki arkadaşlarına  kapı aralığından gördüklerini anlattı Şukufe. Ortam zaten soğuktu bir de sessiz olmuştu. O sessizlikte dolap kapısı açıldı. Gelen, evin küçük çocuğuydu. Şukufe’ yi tişörtünün içine saklayıp usulca odasına götürmüştü. Küçük elleri ile sarılıp mışıl mışıl uyumuştu. Her ne kadar daral gelse de dolaptan daha güvenilir bir yerde olmak iyi gelmişti. 

Çocuk uyandığında Şukufe’ yi yanında bulamadı.  Gece annesi kontrole gelmiş,  çocuğun odasında bulduğu Şukufe’ yi alıp tekrar dolaba koymuştu. Dolabın önünde çok büyük gürültü vardı. Kadın çocuğu ile konuşuyor, çocuk dinlemek istemiyordu. Kadın daha fazla dayanamamış dolabın kapağını açıp Şukufe’ yi oğluşunun eline vermişti. Bütün konuşmaların öznesi olmuştu Şukufe. Küçük çocuk, annesinin Şukufe’ yi bıçaklamasına ve pişirmesine engel olmuştu.

Çocuk ile arkadaşlığı iki hafta sürmüştü. Kelebekten hallice bir ömür. Daha sonra Şukufe’ nin cildine bir haller olmuş,  yumuş buruş bir hal almıştı. Çocuk, onu  odanın kenarında unutunca bir gün kadın fark etmiş:  "Iyy bu ne?”  gibisinden söylenip, Şukufe' yi iki parmağı ile sapından tutup çöpe atmıştı. Çöpte geçmişini ve bu gününü düşünmüş, 
bir patlıcan için çok ta iyi zaman geçirdiğine kanaat getirmişti Şukufe. Çöp atan insanlara “Sizin canınız can da, benim ki patlıcan mı?”  diye çemkirmiş, eceliyle yok olmayı beklemişti Şukufe.

Yazarın biri Mevlana' ya domates, biber, patlıcan yedirip, soyduruyorsa ben neden bir patlıcan için hikaye yazmayım? dedim ve yazdım. Yüzünüzde tebessüm oluşturabildiysem ne mutlu bana.  Yazım ve imla hatalarım olduysa affola. Blog takibi için sağ üst köşede takip et butonunu tıklamayı unutmayın.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ELARABY

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder