4 Aralık 2016 Pazar

YETER! KIZIMIN ADINI KAMİL KOYACAĞIM

Bebeğin cinsiyetini öğrendikten sonra başladı isim arama çalışmalarım. İsimlerin anlamları, isimlerin enerjisi, soyadı ile uyumu, Fas ve Türkiye' ye uyumu bir de Fransızca, İngilizce telaffuzu gibi gibi gidiyordu bu olayın zorlukları...  Sonuçta bir ömür kimliğinde taşıyacaktı. Ne isimler koyanlar vardı, Çocuk gittiği yerde ya ismini doğru söylesinler ya da doğru yazsınlar diye mücadele ediyor veya komik kelimeye dönüşecek bir isim ise alay konusu oluyordu.

İnternetten ve kitaplardan araştır araştır derken 'CANSU ' fena gelmedi gözüme. Kensu şansu gibisinden telaffuzlar yüzünden elemek zorunda kaldım. 'HİLAL'  diye düşündüm Fas' ta erkek ismi olduğunu öğrendim o da listeden çıktı.  'MARIA' koysam. Bir çok ülkede de kullanılan bir isim dedim. Hoplaya zıplaya tuğlaları kıran bastı bacak MARIO yu hatırladım  Türkiye' ye gittiğimizde çocuk ile dalga geçerler dedim vazgeçtim. Melek koymak istesem Fas' ta 'MELEK' olarak değil 'MALAK' olarak geçiyor. Şaka gibi...

MOUNA güzel isim dedi arkadaşım. Güzel olmasına güzel de başına My koyduğunda My Mouna (maymuna) oluyor. Kayın valide KAWTAR in güzel isim olduğunu düşünüyordu Türkçe hali KEVSER. Dili dönmüyormuş ta ismi yanlış söylüyormuş gibi. Osman a da Otman diyorlar bu arada. 'EMİNE' koy dendi. Fas' ta 'Amina' diye geçiyor. Bu ismin bir de büyük harflerle yazılması vardı ki 'İ' harfi oluyor 'I'.  Bu ismi de eledim.

Bir isim bulmuşum gibi iki isim mi koysam acaba dedim ve başladım çifte araştırma yapmaya. Biri Fas ta diğeri Türkiye' de kullanılan bir isim olacaktı ama aynı zamanda birkaç ülkede daha kullanılan bir isim olmalıydı. 'ŞEBNEM'  Türk ismi, 'FARAH' Fas' lı ismiydi. 'ŞEBNEM FARAH' kulağa hoş geliyordu fakat ÇİN MALI Şebnem Ferah gibi bir izlenim bırakıyordu. İyice makaraya aldım ASLI FASLI diye düşündüm daha sonra  Aydan koyayım ikinci ismi de Nadia (okunuşuyla: Nadya) olsun, biri düzden diğeri tersten okunuşu ile  akıllara çivi gibi çakılsın demiş ve iyi gülmüştüm.

O kadar sıkılmıştım ki artık kızın adını KAMİL koyayım da kurtulayım dedim. Bir gün Fas' lı öğretmen arkadaşım ile buluştum. 'Bana bildiğin tüm Fas' lı modern kız isimlerini say dedim." Sağolsun tek tek saydı. Bazı isimler hoşuma gitti ve en son' JULIA' demesi ile "Tamam bu." dedim. İspanyolca telaffuzu teyzesinin adını (Hülya) andırıyordu.

Eşimin ailesi öğrenince pek beğenmemiş olacaklar ki telefon ile aradıklarında önce bir hatır soruyorlar sonra bir sürü isim sıralıyorlardı. Kişi kararlı olunca çok ta tınlamıyordu önerileri." İsmi belli, kesin kararımdır. Boşuna kendinizi yormayın." diyerek konuyu uzatmadan kapatmıştım.

Her ihtimale karşı bir isim daha bulmam gerekiyordu. Olur ya sorun çıkartabilirlerdi. Arkadaşım her ne kadar Fas'lı ismi dese de belki resmi kurumlar kabul etmez diyerek çok sevdiğim, eşim ve annemin de beğendiği ZEYNEP ismine karar vermiştim. Julia benim, Zeyneb ise eşimin, ailesinin ve annemin sevdiği beğendiği isimdi fakat bence de Zeynep ismi çok hoştu.

Çocuk doğdu. Ben lohusa. Eşim kimlik işlemleri için koşturuyor derken eşimden bir telefon geldi. " "Julia ismini kabul etmiyorlar," dedi. "O zaman Zeynep yazdır" dedim. "O ismi de ZİNEB yazmak istiyorlar" dedi. Gözlerimden ateş püskürdü o an. O kadar kararlıydım ki.  JULIA kızımın kimliğinde yazacaktı. "Ne yap, et o isimlerin ikisini de kabul ettir. Zineb ismini de asla kabul etmiyorum. " demem ile  telefonu kapattık. Zineb kocaman bir kadın ismi gibiydi. Allah ne verdiyse önce Zineb ismine sonra da memura giydirmiştim.

Neyse... Eşimden pek ümitli değildim. Sessiz, sakin ve uyar oğluydu. Kesin halledemez, lohusa halimle beraber koşturacağız galiba diye düşünürken  eşim yine aramıştı. "Julia ismini kabul ediyorlar fakat yanında ZEYNEB  olmak koşuluyla" dedi. Kısaca Zeynep olmuştu ZEYNEB. Buna da razıydım.

Gel gelelim eşimin ailesi kızım doğduktan sonra kızımın adını 9 ay boyunca 'ZİNEB ' olarak telaffuz etmekte ısrar etmişti. Bu nedenle olabildiğince az görüştüm. En sonunda görümcelere hediyeler verdim. Hediyeleri verirken soy sop sülaleye kızımın adının doğru telaffuzunu öğreteceklerine dair söz aldım. Çok şükür artık Zeyneb diyorlar.

Julia adını ne kadar sıklıkla kullanıyorsun? derseniz. Sanırım herkes Zeyneb diye çağırınca ağız alışkanlığı ben de çoğunlukla Zeyneb diye çağırdım fakat gönlümden geçen Julia demek. Yeni seneye girmemiz ile Julia ismi ile çağırmaya başlayacağım kısmetse.

Blog yazılarıma daha kolay ulaşmak için bilgisayardan okuyorsanız sağ üst köşede telefondan okuyorsanız yazının altında göreceğiniz  'TAKİP ET' butonuna basmayı unutmayın.

Videolar için youtube  kanalı hesabımı ziyaret edebilir, yeni videolardan haberdar olmak için abone olabilirsiniz:
 https://www.youtube.com/channel/UCMzBXiFs5rbIOgRG9GlR6ZA/videos



Okuduğunuz için teşekkür ederim
Sevda ELARABY

3 Aralık 2016 Cumartesi

KIZIM İÇİN BİR MASAL YAZDIM


ANNEYSEN, GURBETTEYSEN, BEBEĞİN KÜÇÜKSE, GAZINDAN&KAKA SORUNUNDAN İŞTE BÖYLE MASAL ÇIKAR:
KIZIM ZEYNEB JULİA İÇİN
3. Dünya ülkesi denen bir yerde bir ana kraliçe yaşarmış. Bu ana Kraliçe'nin Zeyneb julia adında bir kızı olmuş. Prenses Z.julia 2. Ayını doldurduğunda kaka yapamama sorunu başlamış. Prenses her ağladığında kraliçe kızının durumuna üzülüyormuş. Veziri çağırmış ve "Söyle tellala Ülkede ne kadar büyücü varsa saraya davet edin. Prensesin kaka sorununa çözüm bulanı mükafatlandıracağım." Demiş. Tellal ülkeye haber salmış. Bunu duyan büyücüler saraya Akın etmiş.
Bir büyücü demiş ki zeytinyağ içirin, poposuna da zeytinyağ sürün hemen kakasını yapar. Prensese zeytinyağ içirmişler, poposuna da zeytinyağ sürmüşler fakat prenses kaka yapmamış. Kraliçe "açın müziği vurun kellesini" demiş. Amanını kelle kelle altını üstünü yelle şarkısı eşliğinde büyücünün kellesi gitmiş. Diğer büyücü gelmiş "4 çay kaşığı kaynamış ılınmış su içirin kraliçem " demiş. Nafile yine kaka yok. Prenses  ıkınıyor ıkındıkça ağlıyormuş. Kraliçe çıldırmış. "Açın müziği  vurun kellesini "demiş. Saray çalışanları müzik eşliğinde dans ederken büyücünün kellesi attaya gitmiş.  Büyücüler kapıya doğru yaklaşmışlar ki kraliçe durumu aymış "kapatın kapıları" diye gürlemiş. Sıradaki büyücü gelmiş "karnına yağ ile masaj yapın" demiş. Prensesin karnına masaj yapmışlar. Prenses o biçim gaz çıkarmış fakat kaka yok. Kraliçe " vurun kellesini " demiş. " Kraliçem kaka yok fakat kakanın amca oğlu var. Prensesim gazını çıkardı rahatladı, canımı bağışlayın" demiş. O sırada prenses rahatladığı için mutluluktan gülücükler atmış. Kraliçe "tez elden salın gitsin " demiş. Büyücü kapıdan çıktığı gibi ayakları totosuna vura vura koşarak uzaklaşmış. Sıradaki büyücü Kraliçe'nin karşısında yerini almış. "Prensesin karnına sıcak tülbent koyun" demiş. Prenses sıcak tülbent ile önce mayışmış sonra gülümsemiş sonra ıkınmış. Kaka yapamayınca başlamış ağlamaya.  Sinirlenen kraliçe "açın müziği, vurun kellesini" demiş. Saray çalışanları "yine mi aynı müzik" demişler. Kraliçe "dans etmeyenin vurun kellesini " demiş. Saray çalışanları öğk öğk yapa yapa dans etmişler ve büyücünün kelle uçmuş gitmiş.
Kraliçe sormuş " elimizde büyücü kaldı mı? "1. Dünya ülkesinden geldiğini söyleyen bir adam var kraliçem" demişler. "Gelsin" demiş kraliçe yorgun bir sesle. Adam elinde Eczacıbaşı poşeti ile Kraliçe'nin karşısına gelmiş. "Kraliçem, şu elimde görmüş olduğunuz fitili prensesimizin nazik totosuna uygulayın. Hafif yağlayın ki naif bedeni zorlanmasın. 15 dk bekleyin" demiş. Kraliçe fitili uygulamış. Prenses kakasını ta sırtına kadar yapmış. Kraliçe adama dile benden ne dilersen" demiş. Adam "normalde bu fitilin bedelini Nakit, kredi kartı ile ödüyorlar fakat kıtalar aştım geldim. Bunun karşılığında  ülkenizde eczaneler zinciri açmak istiyorum, eğer ki müsaadeniz olursa kraliçem" demiş. Kraliçe "verin istediğini" diyeceğine ağız alışkanlığı "vurun kellesini" demiş. Bu masal burada bitmiş.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ELARABY

Kızım ile ilgili çektiğim videolara ulaşmak için linke tıklayınız: https://www.youtube.com/playlist?list=PLDwNqY-IZxGQucT08N-zIm01llgCkwmdD

2 Aralık 2016 Cuma

KIZIMA MEKTUP


Dünyada en sevdiğim can. Dünyalar güzeli minik çikolatam.  Zeyneb Julia.

Seni daha genç yaşımda kucağıma almayı  seninle daha erken tanışmayı şimdiki aklımla  çok  isterdim ama sanirim buna ne sen hazirmissin  ne de ben.   E bir de baban Türkiye ye  gelmekte cok geç kaldı.  Evlenmeden çocuk yapmak ta hiç kusura bakma bana göre değildi.

Senden önce 6 hafta 4 günlük bebeğimiz dünyaya merhaba demeden  veda etti.  Onun şokunu ve  üzüntüsünü atlatmam yıllarımı aldı.  Annen gibi hassas olmasan iyi edersin.  Acının içinden akıp geçmesine izin vermelisin. Bak bu Ebru teyzenin tavsiyesiydi. Çok işime yaradı. Seninde işine yarar diye yazıyorum.


Değiştiremedigin, müdahale edemediğin şeyler için üzülme. Değiştirebildigin,  müdahale edebildiğin kadarsın.  Elinden geleni yap yeter.

Güçlü  olmadigin durumlarda güçlü rolünü oynarsan tükenirsin.  Annem söylemişti dinlemedim deme sonra. 😁Hayatta yaşayarak öğrenmek kadar tecrübe ve yaşanmışlıkları dinleyip öğrenmek te vardır.  Bazen insan tek basina asamaz, çıkamaz engebeli yolları ve  yokusları. Aytaç, Hatice, Ebru teyzen gibi  candan arkadaşlar edinirsen ve  onlarla paylaşırsan  takıldığın yolları asman daha kolaylasir. Dilerim hayatına dahil edeceğin kişileri seçerken iç sesini çok iyi dinlersin.  İç  sesin seni asla yanıltmaz.


 Ağlaman gereken yerde ağlamayı   gülmen gereken yerde kahkahalarla gülmeyi sakin erteleme kızım.   İnan  hiçbiri sonsuza dek sürmüyor.  Sürekli değişim ve dönüşüm halindeler. Dengede kaldığın  sürece onların değişim ve dönüşümü  sana anlam katar senden birşey götürmez. 

Doğduğun gün aklıma geldi şimdi. Ben ameliyat olmuşum iki büklüm yatıyorum.  Seni kucağıma almak ne  mümkün.  Biraz kendime gelir gibi olduğumda Hatice teyzen seni kollarıma vermişti. Acemi anne tutusuyla seni kollarıma almıştım .

Ee Sevda hanım  Dünyaya gittin gördün.  En mutlu anın hangisiydi ?  deseler Kızımi gördüğüm an derdim. Dünyada bana verilen en güzel hediye senin annen olmak. İyi ki benim kızımsin.

Uyumlu ve anlayışlı bir kızsın.  Beni  zorladığını söyleyemem fakat
sabrı, tahammülü erken yaşlarda kaybettim. Tekrar kazandırma çalışmaları için hayatıma çok insan girdi ama hiçbiri etkili olamadı.  Tahammül ve sabrı baban ile Fas ta öğreniyorum. O iyi bir öğretmen. Pek konuşkan biri değil ama sevgi ve özür sözcüğünde cebinde akrep taşıdığını düşünürsek bu bile yeterli.

Erkekler annesine benzer kadınla, kızlar babasına benzer adamla evlenir derler.  Aman kızım diyorum 😂 sakın ha!  Susma dilinde prof olmus bir adamla yapamazsın. Sen konuskan kızsın. Şimdiden dilin pabuc gibi 😅benden sana anne tavsiyesi yine de sen bilirsin diyeyim dip not olarak😁.


Kadın olmanın zor olduğu bir ülkede dünyaya geldin. Bu ülkede yasamak benim seçimimdi fakat bu ülkede yaşlanmak gibi bir seçim yapmadım.   Bosluk biraktim doldurulmayi bekliyor. Hayatta bütün seçimlerinde yanında olacağımı bilmeni isterim.  Sen nereye ben oraya kısacası.

Pişmanlıklarında,  hatalarında, düştüğünde, kalktığında, mutluluğunu paylaşmak istediğinde, konuşmak istediğinde  ve 'Annecim'  diye her  seslendiğinde bedenen veya ruhen yanında olacağıma söz veriyorum. Sen benim biricik kıymetli kızımsin. Değerlimsin.

Seni çok seviyorum minik çikolatam.
İyi ki doğdun.  İyi ki bizi seçtin.  16/10/2015

Kızım için  yazdım ama sizler de okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ALAN ELARABY

1 Aralık 2016 Perşembe

O BİR SİYAM SOYLUSU


MUTLU YILLAR 
Şu bir gerçek ki kedimi, kedim ile yaşadığım evi ve o zamanları çok özlüyorum. Eğer ki kader ağlarını örüp beni Fas' a roketlemeseydi ömrümün sonuna kadar seninle yaşamak isterdim olips şekeri gözlü kızım.

Şimdi bana ATLARA FISILDAYAN ADAMI çağırın. Belki bu sözlerimi kedilerin anladığı dilde tercüme edecek arkadaşı vardır...💀 

Zor zamanlardan geçtiğim günlerde hayatıma dahil olan en güzel canlıydı  kedim. Arabanın arka koltuğundaki kafesten çıkmak için çabalıyordu. Burnu kanayınca kıyamamış kucağıma almıştım. İşte ilk tanıştığımız o günden bir kare.

KEDİMİ İLK GÖRDÜĞÜM AN
Sürekli kaşınıyordu. Gözleri de hafif şaşıydı sanki. Kediler içinde yaşamış biri olarak gördüğüm en cana yakın kediydi. Aldığım en güzel hediyeydi.  Aynı dili konuşmuyor birbirimizi yormuyorduk desem de inanmayın. Kavga ettiğimiz günler oluyordu. O bana farklı türden miyavlıyor ben de ona kendi dilimden saydırıyordum.

Henüz beraber yaşamaya başlamışken tatil planım belirdi. Kaşınıyordu, tüyleri hafif dökülmüştü ama vakit bulup veterinere götürme fırsatım olmamıştı kediyi. Tatil dönüşü ilk iş kontrole götürecektim. Annem ve erkek kardeşime kediyi bırakıp tatile çıktım. Tatil dönüşü kardeşime de bulaşması ile kedinin uyuz olduğu ortaya çıktı. Açıkçası başından tahmin ediyordum ama bizimkilere söylememiştim.

Kedi hem çok kaşınıyor hem de sümkürüp duruyordu. O kadar çok veterinere götürdüm ki maaş belli, ev kira derken zorlanmaya başladım. En sonunda kediyi karşıma aldım ve dedim ki: “Seni veterinere götürecek param kalmadı. İyileş veya öl. Seçim senin” ve KEDİ İYİLEŞTİ.

SÜMÜKLÜ BİR FOTOĞRAFI = 
PARKTA BİR GÜN
Bir evde kedi varsa ve çok özgür takılıyorsa o evde olay bitmez. Bir sabah uyandığımda tepemde tatlı tatlı oynayıp duruyordu. Fark ettim ki serçe öldürmüş, yetmemiş yatağa getirmiş. Bu görsel şova tanık olduğum için saatlerce hönkür hönkür ağlamıştım. Bir sabah yine  kedinin çıkardığı garip ses ve gürültüye  uyanmıştım. Yerde siyah bir şey gördüm. “Yine mi tokamı aldın?”  demem ile yerdeki siyah şeye uzandım, elime aldım. Yeni öldürülmüş, halen sıcak bir gece kuşu. Sabahın beşinde nasıl ciyak ciyak bağırdığımı tahmin bile edemezsiniz.
  
Su saatini okuma bölmesindeki aradan dolaba oradan da eve giriş vardı fakat bu kadar küçük bir bölmeden insan giremezdi. Eve geldiğimde kapıyı açtığımda karşımda tekir bir kedi duruyordu. Gözlerimi ovuşturup “Benim kediye ne olmuş böyle? “ dedim. Neyse ki idrak etmem uzun sürmedi. Kedi dişi mi, erkek mi baktım. Erkek olsa biraz daha kaba davranabilirdim. Komşumuzun dişi kedisi olduğunu anladım. Eski Siyam' da tapınak bekçiliği yapan siyam soyu ile uzaktan yakından bağlantısı olmayan, tüyleri korkudan kabarmış, çakma siyam kedimi masanın altında saklanırken buldum. Psikolojisi düzelene kadar sevdim, konuştum.
NORMALE DÖNDÜĞÜNDE
YAŞADIĞI KORKUYU ANLATIRKEN




En sinir olduğum şey evime gelen kişinin kedimden rahatsız olmasıydı. Neyse ki çoğu arkadaşım kedi seviyordu ve en yakın arkadaşlarımdan yatılı misafirliğe gelenler ise kedimle bile uyuyordu. Ailemden ablam ve teyzemi evimde ağırladığım çok oldu. Hepimiz kediyi çok seviyorduk. Zaten kader bir gün ağlarını örecek kedi benden sonra ikisiyle de yaşayacaktı Arkadaşlarımdan da  çoğu zaman Filiz ve Elif gelirdi kalmaya. Sohbetlerimize kulak misafiri olurdu kediciğim. Misafiri kıskandığında mışıl mışıl uyuyan misafirin yatağına yayılır, misafirimi yataktan atmaya bile kalkardı. Elif’ in başına böyle bir olay gelmişti mesela. Bir gece iş yerimden arkadaşım Emel gelmişti kalmaya. Gece sohbet ederken kedinin ANNE der gibi  ses çıkarması sonucu “senin kedi konuştu” diyerek uyuyamadığı da olmuştu.

Popüler bir kediydi Aşkım. Mahalledeki çocuklar zaman zaman kapımı çalar, kediyi sevmeye gelirlerdi. Bazen de parkta gezdirirken etrafımız birden çocukla dolardı. Bir gün parkta kadının biri "BU KEDİNİN GÖZLERİ ŞAŞI" demişti ben de Hayır! kedim şaşı değil! Gözleri aynı noktaya bakıyor sadece demiştim.  Maaşımı aldığımda kira ödemesi  ve faturalardan sonra  ilk alınacaklar listesinde kedi maması ile kedi kumu vardı. Benim ihtiyaçlarımdan önce gelirdi kedimin ihtiyaçları. Arkadaşlar çocuğunu anlatırken ben kedimi anlatırdım. Benim güzel kızımda AŞKIM. 

Evlilik ve beraberinde ülke değişimi sırasında ciddi bir karar vermem gerekmişti. Kediyi Fas’ a götür veya Türkiye’ de bırak. İlk başta gelip alırım diye teyzem ve ablama emanet ettim fakat daha sonra kendi kaderime ortak etmek istemedim. Evliliğimde yaşayacağım aksi bir durumda tek başına dönmek vardı bir de kedi ile dönmeye çalışmak vardı. Kedi için gerekli  evraklar hazırlamak vardı ki evlilik işlemlerinde evrak işlemleri için koşmanın  nasıl ölüm olduğunu görmüştüm. Veteriner ile görüşüp kediyi ülkemde bırakmaya karar verdim. Veteriner de kabul etti fakat ablam dayanamadı kediyi veterinere vermek istemedi. Kedi bir müddet teyzem ve ablam ile yaşadıktan sonra ablam evlendi ve daha sonra kedi teyzem ile yaşadı.

TEYZEM VE AŞKIM
ABLAM VE AŞKIM

Bu zaman zarfında “Gel kedini al“ mesajları 7 bitirdi beni. Yaklaşık üç yıl boyunca zaman zaman bu mesaj hortluyordu ve bana ulaşıyordu.Yaklaşık 1500 Tl masraf yapıp uçak bileti almak sonra Kazablanka, İstanbul, Mudanya derken Bursa ya gitmem gerekiyordu kediyi almam için. Teyzem de biliyordu gidemeyeceğimi ve kediyi alamayacağımı ama aramız hem limoniydi hem de onun da kendine göre sıkıntıları vardı. Daha sonra çok üzüldüğüm ve bu konuda daha çok üzülmek istemediğim için kediden vazgeçmeyi öğrendim ve “Bakmak istemiyorsanız sokağa salın”  diyecek kadar rahat bile olmayı başardım. (Sokağa salamayacaklarını biliyordum) Nihayetinde kediye ablamın bakması ile kafam rahatladı. (Buraya bir tabela asasım geldi. ŞÜKÜR NAMAZINA GİDİYORUM, DÖNECEĞİM =)

Kediye emeği geçenlere teşekkür etmeyi düşünmüyorum. Sonuçta KEDİM sevgisini göstererek, ortamın negatif enerjisini emerek, sosyal medya hesaplarında yayınlanan fotoğraflarda boy göstererek gereken teşekkürü yapmıştır. ŞAKA ŞAKA. 😆  Kedimin maması, kumu, sevgi ihtiyacını karşılayan ve kum tanesi kadar bile olsa emeği geçen herkese teşekkür ederim. 

BEN VE AŞKIM

Bize yol ve yolculuk gözüküyor. 9 OCAK tarihinde yine buradayım. Bilgisayardan okuyorsanız sağ üst köşede, telefondan okuyorsanız yazının aşağısında bir yerlerde  TAKİP ET yazıyor. Yeni yazılarımdan haberdar olmak için takip etmeyi unutmayın. Sağlıkla kalın.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ELARABY