2 Kasım 2017 Perşembe

GÖKÇEADA HU HU / BİRİNCİ BÖLÜM


"İki günlüğüne Gökçeada ya  gidilmez" dedi. " O zaman üç günlüğüne gidelim" diyerek niyet ettikten sonra eniştemin araç ayarlaması,  arkadaştan çocuk oto koltuğu bulmamız ile kargaların kahvaltı sofrasını toplayıp  sofra bezini silkelediği saatlerde Mudanya dan Çanakkale ye doğru yola çıktık


Araç emanet,  çocuk var,  yabancı uyruklu bir sürücü ,  ee canımızı da  yolda bulmadık,  kimsenin canını da riske atmadan en fazla 80 le gittik.

Yolda polis çevirmesi ve dahası yüzünden  biraz bekledikten sonra welcome to Çanakkale.  Üç saatlik yol altı saat sürer mi ? Sürdü. Eksilmeden vardık buna şükür.


Yola birlikte çıktığımız arkadaşın Çanakkale de ofise uğraması, alınması gerekenler  vs vs derken boğazı geçmek için az zaman kala  feribota yetiştik. Vaktinde kalkması gereken feribot küçük bir araç sorunu yüzünden bekletti doğal olarak diğer Feribot a yetişememe durumu  göz kırpar gibi oldu. Kilitbahir e vardığımızda arkadaş diğer feribotu kıl payı kaçırma durumundan bahsetmişti ve buna rağmen şansımızı denemeye karar verdik. (Bu arada Çanakkale feribot iskelesinden araç ile yolculuk için bilet alırken Gökçeada dediğinizde  bir sonraki feribota binerken ücret ödemiyorsunuz. Bileti kaybetmeyin yeter. Ayrıntılar için GESTAS ın sitesine bakınız  )
Kilitbahir / Çok güzel bir yer

Kilitbahir de  arkadaş sağlık sorunu nedeniyle aracı park edince kaleye yakın bir çay bahçesine PARK ÇAY BAHÇESİNE  merdivenlerden çıkıp,  kuru & kupkuru kemik gibi tostlarımızı yedik. Manzara harika, oturma yerleri rahat, personel ve servis te iyi fakat tost yemeyin bu mekanda. Ya da o yorgunlukla merdiven çıkmayı denemeyin, yol boyunca oturulacak yer var.  Kolaylaştırın güçleştirmeyin hayatı kendinize.

Kaleyi izleyip, doğanın içinde oturup biraz soluklandıktan sonra   iki saat sonra hareket edecek   feribot için zamana bol bol ateş edip, zamanı öldürdük. Hava sıcaklığından bunaldıkça çeşmenin altına başımızı uzatıp kuşlar gibi yıkandık. "Gitme geri dön" diyordu içimden bir ses ama bir kere yola çıktık bu saatten sonra dönülmez diyordu bir başka ses. Hatta içimdeki ses "Burada fazla oyalanmayın diğer feribotu da kaçıracaksınız. Mal gibi fukara sümüğü gibi yere yapışıp kalacaksınız "  diyordu.  Arkadaş "Daha vakit var " deyince e hadi madem biraz daha zaman öldürmece oynayalım dedim bu defa zamanı astık, gaz odasında boğduk yetmedi kaleden aşağı atıp intihar süsü verdik.

Yol boyunca yaşananları kenara atalım. Çanakkale ve yakınındaki yerleşim yerleri muazzam huzurlu. Anlaştığınız,  birlikte daha önce yolculuk yaptığınız, memnun kaldığınız ve huzur bulduğunuz bir arkadaşınızla yola çıkıp görülesi yerler.

Feribot için herkes nazik totosunu kaldırmış, otomobil ile  on beş dakika uzaklıkta olan iskeleye araçlarla varılmıştı.  Ortada feribottan eser yoktu. Onbeş dakika önce hareket etmişti yamulmuyorsam.   Arkadaş bu durumdan kendine pay çıkarıp " Beni dövebilirsiniz"  diye bir  cümle sarfettiğinde döversem feribot geri döner mi diye ciddi ciddi düşünmüştüm.😂😂

 Şaka bir yana  o ne büyük sabırdı.  Erenlerden biri ile tanışır mıyız artık demiştim. Havanın sıcağına mı yanayım,  çocukla yollara çıkmaya mı...  Oturacak bir masa sandalye yok fukara sümüğü gibi yerlerdeyiz tam da iç sesimin söylediği gibi...

Bay Mostafa içinden saydırıyor doğal olarak. Neler olduğunu sürekli sorup anlamaya çalışıyor.  Benim cevabım ise "Feribotu yine kaçırdık😅 " Zamanı öldür öldür derken gün de öldü mü...  Ruhuna el fatiha ve biz Gökçeada da.


Birşey nasıl başlarsa öyle mi gider? Bazen evet!

Kale köy Yukarı kale köy derken biz olduk Nasuh Mahruki. Araç bile çıkmaktan yoruldu.   Pansiyona vardık pansiyon da bize.  Toz topraklı yollarda dar araları geçip aracı göz içi kadar bir yere park ettikten  sonra Ada nın aklımda kalan tanımını düşündüm.


Neydi ADA?
Dört tarafı denizlerle çevrili kara parçası. Bizim gerçeğimiz ise Türkiye haritasında Konya ovası. Şuraya birkaç peribacası çizelim. Şuraya da Rengarenk hayaller içeren  yolcu balonu konduralım.  Al sana Kapadokya. 😂


Dört tarafı deniz olan yerden uzakta , adanın tepesinde bağ bahçe, yol manzaralı  bir pansiyon. 😂 Annemin kolunu kırması nın üzüntüsü, özlem gidermek için geç vakite  kadar yapılan görüşmeler derken ne pansiyonu ne de Gökçeada yı internet ortamında  araştırma vaktim olmamıştı. Zaten programsız gelişmiş, 'Kalk gidelim ' türünden bir tatildi.

Bir hafta ongün kalacaksan,  çocuk yoksa, kafa dinlemek, yoga neyim yapmak  istiyorsan ideal fakat iki üç günlüğüne denize girmek, çocukla salına salına gezmek ve  rahatlık istiyorsan welcome to  NANİK PANSİYON.


Girişi Gökçeada ya gitmek,  gelişmesi Gökçeada ya giden yollarda  pause tuşunun tutukluk yapması, sonuç ise olmadı bu Gökçeada tatili. Yeni bir giriş &başlangıç ister diyerek Gökçeada dan apar topar  çıktığımızı anlatan bir yazıdır. Herşeye rağmen dibine kadar kazıyıp mutlu olabileceğimiz, keyif alabileceğimiz aktiviteler yaptık. Bir daha gidecek olursam ki çok istiyorum herşey daha farklı olacak. Tecrübeyle sabit.

 Giriş yani birinci bölüm  bitmiştir.   Gökçeada da nerede kalınır, fiyatlar ve alternatifler nelerdir, burada neler yapılır gibi araştırmalarım,  işinize yarayacak bilgiler ikinci yazımda ve çok  yakında yayında.  Takipte kalın. 




Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Sevda ALAN ELARABY


4 yorum:

  1. Gökçeada'ya iki yıl önce gitmiştik, Uğurlu Köyü'nde kaldık. Beğendik oraları, umarım siz de memnun kalmışsınızdır. Selamlar..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Muazzam güzel bir ada. Üç günden çok daha fazlasını istiyor. Sevgiler, selamlar benden de.

      Sil
  2. ahahahaaa :)
    Yazıya ne yalan söyleyeyim aaa ne güzel adaymış, köyleri nasıl güzelmiş, nasıl da terk etmişler, çamur banyosu evet iyi ama kokuyor gibi nidalar okuyacağımı düşünerek gelmiştim ki siz feribot kısmında batmışsınız :))) Ben sonraki bölümü senin gözünden okumayı sabırsızlıkla bekliyorum :)))

    YanıtlaSil